24 Mayıs 2010 Pazartesi
12 Mayıs 2010 Çarşamba
11 Mayıs 2010 Salı
10 Mayıs 2010 Pazartesi
16 Aralık 2009 Çarşamba
Dünyanın En İlginç Stadları
1. Japonya; Osaka Stadyumu
Şimdi alışveriş merkezi olarak kullanılıyor.
2. Venezuela; Karakas Stadyumu
3. Portekiz; Braga Stadyumu
4. Hırvatistan; Gospin Stadyumu
5. Brezilya; Eco Stadyumu
Ayrıca dünya'nın ilk çevreci stadı olarakta biliniyor.
6. Faroe Adaları; Faroe Stadyumu
7. Singapur; Marina Stadyumu
8. Bulgaristan; Balchik Stadyumu
9. Norveç FC Aalesund Stadyumu
10. Güney Afrika; Mmabatho Stadyumu
11. Avusturya; Viyana Stadyumu
12. Belçika; FC Antwerp Stadyumu
Haftanın En Güzeli...
Pazar günü Siena ile Udinese arasında oynanan maçta Maccarone bu haftanın en güzel gölünü attı...
Eskilerden...
ZAMANLA
Dünya üzerindeki en zor işleri şöyle bir düşünelim. Herkesin aklın onlarca zor iş gelir. Ancak bunlar içinde en zoru insanlarla yapılan işlerdir ve günlük hayatta olsun, iş hayatında olsun insanların en çok zorlandıkları konunun başında insanlarla geçinebilmek gelir. Bir insanla anlaşmak, geçinmek, onu anlayabilmek ve kendini anlatabilmek her zaman için çok kolay bir iş değildir.
Bu günlük hayatımızda çok sevdiğimiz birisi içinde geçerlidir. Ne kadar çok seversek sevelim, yine farklı bir kişilik farklı bir düşünce yapısı, tutum ve görüşlere sahip olduğu için bazı konularda anlaşmak çok zor olabilir.
Futbol bu sorunun çok sık yaşandığı spor ve meslek dallarından biridir. Ortalama 25 kişilik bir kadroya sahip futbol takımında 25 tane ayrı karakterle uğraşması gereken, onları yönlendirme ve kendi felsefesini düşüncesini aşılamaya çalışan bir teknik direktör. Grubun ortak noktasını bulmak, yakalanan bu ortak nokta etrafında birleşmek, üstüne kendi düşüncelerini katarak başarıyı yakalama adına birlikte mücadele etmek. Bunlar futbol adına kimsenin göremediği ancak çok önemli olan konular.
Cristiano Ronaldo, Lisbon’dan Manchester United’da geldiğinde kimse onu çok fazla tanımıyordu. Buna Alex Ferguson’da dahil. Ancak yıllar geçtikçe Ronalda karakterini ortaya çıkarmaya başlamıştı. Çok hırçın, asi, aslında bunların altında ukala birisi idi. Belki sahip olduğu yetenek böle bir karaktere sahip olmasını gerektiriyordu. Yavaş yavaş olgunlaşmaya başladığı dönemde 2004 Avrupa Şampiyonası için milli takım kadrosunda kendine yer buldu. Portekiz’de kendi seyircisi önünde yavaş tavaş ilah olmaya başlamıştı ve İngiltere maçında sahip olduğu yeteneklerin dışında bir özelliğini daha gösterdi Ronaldo. Gerilimli geçen maçta, sinirlerine hakim olamayan Ronaldo Manchester’da takım arkadaşı Rooney ile kavga etmişlerdi. Turnuvadan sonra herkes kavgalı bu iki yıldızın aynı takımda nasıl barınacağını konuşurken bir faktörü görmiyorduk. Oda Alex Ferguson’du. Yeniden yapılanma içine girn takımında bu iki yıldıza da ihtiyacı olan Fergusan ‘Baba’lığını gösterdi ve iki yıldızı barıştırarak basın karşısına çıkardı. Aynı noktada birleştirebilmişti Ronaldo ve Rooney’i. O da takımın başarısı idi.
Herkes Ronaldo’yu Ronaldo yapanın Alex Fergusan olduğunu bilir. Onun gelişimine ve kişiliğinin oturmasında çok büyük katkısı olduğu göz ardı edilemez. Milli takımda ki performansı ile Manchester United arasındaki performans farkını da buna bağlayabiliriz. Ronaldo, Ferguson’u çok seviyordu ve en önemlisi ona çok saygı duyuyordu. Onu, dinlemesi, saha içinde dediklerini yapması belki üzerindeki emeğinin fazla olması ve ona duyduğu saygıdan gelmekteydi.
Şimdi en önemli soru Manuel Pellegrini’nin Ronaldo’ya karşı yaklaşımının nasıl olacağı ve asıl en önemlisi Ronaldo’nun Pellegrini’yi nasıl göreceği, ne gözle bakacağıdır. Pellegrini , Vilereal gibi küçük bir kulüpte gerçekten çok büyük işler başardı, ancak bunlar Ronaldo’nun ona saygı gösterebileceği kadar büyük işler mi bilinmez. Bunu ileri ki günlerde göreceğiz ama bu günler de bize Ronaldo’nun ne kadar profesyonel olduğunu gösterecek.
Şimdi en önemli soru Manuel Pellegrini’nin Ronaldo’ya karşı yaklaşımının nasıl olacağı ve asıl en önemlisi Ronaldo’nun Pellegrini’yi nasıl göreceği, ne gözle bakacağıdır. Pellegrini , Vilereal gibi küçük bir kulüpte gerçekten çok büyük işler başardı, ancak bunlar Ronaldo’nun ona saygı gösterebileceği kadar büyük işler mi bilinmez. Bunu ileri ki günlerde göreceğiz ama bu günler de bize Ronaldo’nun ne kadar profesyonel olduğunu gösterecek.
Aynı Dili Konuşmak
Aynı dili konuşmak bir olmak, bütün olmak, aile olmak, takım olabilmektir bence. Dil gerçekten çok önemli bir konudur. İnsanın kendi anlatabilmesi ifade edebilmesi, karşısındakini anlayabilmesi çok önemli ve hassas bir konudur. İnsanların kendini ifade edebilmesi, karşısındaki anlayabilmesi insan ilişkileri bakımından çok önemlidir. Okulda, işte, evde, sokakta, otobüsde herkes biri ile konuşurken kendini en iyi şekilde ifade etmeye çalışır ve karşısındakininde kendinisini anlamasını ister.
Peki şimdi ligimize bakalım. Her yıl bir sürü yabancı transfer yapıyor takımlar ve dilimizi öğretmeye hiç yeltenmiyoruz. Her futbolcunun yanına bir tane tercüman, sabah akşam peşlerinde. Dünyanın her yerinde yabancı bir transfer yapıldığında o transferin ilk yaptığı iş gideceği ülkenin dilini öğrenmektir. Fernando Torres, Liverpool’a transferi kesinleştikten sonra daha lig bitmeden ingilizce öğrenmeye başlamış. Peki biz neyi çok daha iyi biliyoruzda bunu uygulamıyoruz. Bu hem saha içinde hemde saha dışında bir çok problemle karşımıza çıkıyor. En son örnek ise Galatasaray – Beşiktaş maçında Delgado ile karşımıza çıktı. Derdini anlatamadı takımını eksik kaldı.
Gerrard, Liverpool’a yeni bir oyuncu transfer olduğunda, o oyuncuya kulübün geçmişini geleneklerini anlatan bi belgesel izletirmiş ve bir güzel nutuk çekermiş. Sebebi nedir peki bu olayın. Takıma yeni katılan oyuncunun, takımı tamamen benimsemesini sağlam ve gerçekten bi takım olmak, aile olmaktır. Bunun içinde aynı dili konuşmak gerekir.
Son 5 senedir Fenerbahçe’nin ligde ve önce ki sene Şampiyonlar Liginde yakaladığı bir başarı var. Bu başarının altındacda Brezilyalı oyuncuların çokluğu yatmakta ve aynı dili konuşan bu oyuncuların yanı sıra takımdaki Türk oyuncuların da Portekizce bilmeleridir. Zico’dan sonra takıma gelen Aragones’in bu uyumu yakalayamaması geçen sene gelen başarısızlığın en önemli unsurlarından biri olarak gösteriliyor. Futbolcuların yaptığı açıklamalardan da bu net bir şekilde ortaya çıkıyor. Semih ve takımın bir çok önemli oyuncusu hoca ile aralarında uyuşmazlığın olduğunu kendini anlatamadığını söylüyorlar. Bu sene de Fenerbahçe transfer politikasını bu yönde kullandı. Şu anda takımdaki yabancı oyuncular Guiza hariç Brezilyalı. Yazının başında da bahsettiğim gibi aynı dili konuşan bu oyuncuların birbirlrerini anlayabilmesi bir aile olabilmesi çok daha rahat olacaktır. Başlarında da çok deneyimli ve oyuncuları bir hedefin etrafında toplayabilecek tecrübeli bir teknik direktör olduğunu düşünürsek, Fernerbahçe’nin iyi bir takım olabilme yolunda attığı adımların mantıklı olduğunu savunabiliriz.
İşin aslına, özüne dönecek olursak; takımdaki herkesin birbirini anlayabilmesi çok önemlidir. Başarı için herkesin aynı aynı dili konuşup aynı gayenin altında buluşması, gerçek bir takım olmak için başat bir gerçektir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





























